الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ ۚ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ

Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).

Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

1.ellezîne: o kimseler, onlar
2.yestemiûne: işitirler
3.el kavle: söz
4.fe: böylece, artık
5.yettebiûne: tâbî olurlar
6.ahsene-hu: onun ahsen olanı, en güzel olanı
7.ulâike: işte onlar
8.ellezîne: o kimseler, onlar
9.hedâhumullâhu (hedâ-hum allâhu): Allah onları hidayete erdirdi
10.ve ulâike: ve işte onlar
11.hum: onlar
12.ulû el elbâbi: ulûl’elbab, daimî zikir sahipleri

AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm


Allahû Tealâ, Âli İmrân 190. ve 191. âyet-i kerimelerde ulûl’elbabın tarifini vermektedir:

3/ÂLİ İMRÂN-190İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3/ÂLİ İMRÂN-191Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah’ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan’sın, artık bizi ateşin azabından koru.Ehl-i tezekkür olan kişi daimî zikrin sahibidir ve daimî zikrin sahibi olan kişi bir hedefe ulaşmıştır. Daimî zikir onu Ayn’el yakînin sahibi kılar. Bu kişi:

  1. Daimî zikrin sahibidir.
  2. Bütün afetler yok olmuştur.
  3. Kalp gözü açılmıştır. Allah’ın gösterdiklerini görür.
  4. Kalp kulağı açılmıştır. Allah’ın söylediklerini işitir.
  5. Ehl-i tezekkürdür. Allah ile daima tezekkür etmek, bir konuyu müzakere etmek imkânının sahibidir.
  6. Ehl-i hayırdır. Daimî zikrin sahibi olduğu için her an deracat kazanmaktadır.
  7. Ehl-i hikmettir, ehl-i hükümdür. Hikmetin ve hükmün sahibidir.